Tohumculuk Kanunu çiftçiyi çok uluslu şirketlere bağımlı kılıyor/ Yazı Dizisi 4

5553 sayılı Tohumculuk Kanunu, çiftçinin kendi geliştirdiği tohumları ticari amaçla kullanmasına 10 bin TL para cezası getiriyor. Bu durum, “Bir kilogram domates tohumunun fiyatının 18-20 bin dolara vardığı bir piyasada çiftçinin ölmeyecek kadar tohum alarak çok uluslu şirketlere bağımlı yaşaması” şeklinde değerlendiriliyor.

ŞULE YILDIRIM

Tohumculuk Kanunu’nu Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık’a soruyoruz. Atalık, “Yıllardır kötü tarım politikalarını eleştiriyoruz, ne var ki ülkemizi yöneten anlayış bunu dikkate almıyor, olumsuz politikaları aynen devam ettiriyor. Bunlardan biri de 8 Kasım 2006’da yürürlüğe giren Tohumculuk Yasası” diyor. Atalık’a göre bu kanun, kamunun tohumculuk alanından çekilmesi, meydanın çokuluslu şirketlere ve onların yerli temsilcilerine teslim edilmesi amacıyla çıkarılmış: “43 maddelik yasanın amaç, kapsam ve tanımlar dışındaki maddelerinden sadece 12 maddesi tohumculuğu düzenliyor. Geri kalan 25 madde Tohumcular Birliği’nin nasıl kurulup çalışacağı hakkında kafa yoruyor. Bu yasa, çiftçinin binlerce yıldır kullandığı tohum üzerindeki haklarını elinden alan, tohumu özel mülkiyet konusu yapan bir yasadır” diyor. Bu durumu “Yaşam patentlenmiştir” ifadesiyle özetleyerek kamunun elinde kalan tek yetkinin “piyasa denetim yetkisi” olduğuna işaret ediyor.

Laboratuvar tohumu toprağı ve suyu kirletiyor 

Çiftçinin doğada geliştirdiği çeşitler ile şirketlerin laboratuvarda geliştirdikleri arasında önemli farklar olduğuna da değiniyor Atalık. Buna göre, çiftçinin yerel-geleneksel tohumları uzun dönemler bozulmadan aynı özellikleri gösterirken şirketlerin geliştirdiği çeşitler bir sonraki üretim yılından itibaren üstün özelliklerini hızla kaybediyor; çimlenme yüzdeleri düşüyor, şekilsel bozukluklar oluyor ve ve kalite düşüyor. Bu nedenle de çiftçi her yıl şirketten tohum almak zorunda kalıyor.

Türkiye ise sebze tohumluğunda yüzde 70 oranında dışa bağımlı. Tohumlar büyük ölçekte Hollanda, İspanya ve Fransız şirketlerinden temin ediyor. Atalık, Türkiye’de tohum üreten araştırma enstitülerinin sayılarının giderek azaldığına da değinerek, “Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne (TİGEM) bağlı çiftlikler verimli çalıştırılmıyor, gerek hayvansal üretim materyali gerekse tohumluk üreten bu çiftlikler özel sektöre kiralanıyor, üstünde konut kooperatifleri, üniversiteler vs. yapılmak üzere imar tadilatları yapılmaya çalışılıyor” diyor. Ziraat Mühendisleri Odası’nın açtığı davalarla bu tip girişimlerin önü kesilmeye çalışılmış.

Öte yandan, dünyada biyoçeşitliliğiyle ün salmış olan Türkiye’nin genetik kaynaklarının yağmalanması, çok daha besleyici ve lezzetli olan yerel çeşitlerin çoğu gelişmiş ülkenin başına geldiği gibi yok olması da söz konusu. Atalık, tohum sanayicilerinin aksine, şirket tohumlarının yerli çeşitlere göre yeterli su, tarım ilacı ve ticari gübre kullanıldığında daha verimli olabildiğini söylüyor. Bu tohumların yaygınlaşması ise toprak ve su kaynaklarında kimyasal kirliliklerin çoğalması, gıda güvenliği riskinin artması demek. Atalık, “Tüm bu olumsuzluklar çiftçimizin süreç içerisinde tarımsal üretimden çekilmesine ve kırsal alanın boşalmasına yol açacak” uyarısında bulunuyor.

Sektörün kontrolü kamuda olmalıdır 

Ziraatçilere göre çiftçiliğin temeli, ürünün bir kısmının tohumluk olarak ayrılıp tekrar tarımsal üretime katılmasıdır. Atalık’a göre Türkiye’nin bir an önce kanunları istediği gibi çıkarmaya zorlayan IMF, DB, DTÖ ve AB ile ilişkilerini hukuki çerçevede gözden geçirmesi gerek. Çiftçinin elindeki yerel tohum çeşitlerinin önündeki engellerin kaldırılarak, Tarımsal Araştırma Enstitüleri eliyle yeni tohumlar geliştirilmesi, TİGEM işletmelerinin hayvansal ile bitkisel üretim materyallerinin üretimini ve çiftçilere dağıtımını eskiden olduğu gibi yeniden üstlenmesi, sektörün kontrolünün şirketlerde değil kamuda olması öncelikli tedbirlerin başında geliyor.

KUTU 1

UPOV’A ne zaman üye olduk?

UPOV, yani Uluslararası Yeni Bitki Çeşitlerini Korunma Birliği 1961’de tohum endüstrisinin geliştirilmesi amacıyla kurulmuş bir birlik. Türkiye, Tohumculuk Yasası’nın yürürlüğe girmesinden bir yıl sonra, 18 Kasım 2007’de bu birliğe üye oldu. Daha önce 2004’te UPOV’un 1991’de gözden geçirilmiş sözleşmesi ve AB’nin 2100/94 ve 1768/95 sayılı direktifleri esas alınarak hazırlanan 5042 sayılı “Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Yasa”  da Türkiye’de yürürlüğe girmişti. UPOV’a üye olunmasıyla birlikte bu yasanın uygulanmasında önemli bir adım atılmış oldu.

Atalık bu süreci şöyle değerlendirdi: “Şirketlerin amacı tohumlar üzerinde endüstriyel patentlere sahip olmaktı. Patent, şirkete tohumların tüm kullanımını kontrol altına alma hakkı tanıyordu. O tarihlerde hükümetler bu uygulamayla şirketlerin çiftçiler üzerindeki etkilerini son derece artıracağını gördüler. Çözüm amacıyla UPOV-PVP (Bitki Çeşidi Koruma) sistemi oluşturuldu. Bu sistemde çiftçiler tohumları sonraki üretim yıllarında da özgürce kullanabiliyordu. 1991 yılında, PVP’nin genişletilmesiyle şirket tohumuyla üretilen üründen elde edilerek sonraki yıllarda kullanılacak tohumlar için de şirketlere telif hakkı ödenmesi şartı getirildi. Şirketlerin gelecekteki en önemli hedeflerden biri de şirketlerin çiftçinin kendi çeşitlerine ve ürettiği ürüne el koyması olacaktır. Şirketlerin en önemli taleplerinden biri de korunan çeşitlerin geliştirilmesi özgürlüğünün ortadan kaldırmak. Korumanın 20-30 yıllık süreçleri kapsadığını düşündüğümüzde aynı çeşidin bu süre zarfında kullanılması yeni çeşitler geliştirilememesi anlamına geliyor. Bu, en basit anlatımla rekabetin bitirilmesi demek. Büyüyen tekel haklarıyla kimi şirketler diğer tohum şirketlerini de satın alarak dev şirketlere dönüştüler. Bunun sonucu şiyerli çeşitlere nazaran daha az kaliteli tohumlar üretir oldular.”

KUTU 2

ZMO Genel Başkanı Turhan Tuncer: Çiftçiyi ne ondurur ne öldürürler

“Dışarıdan tohum almak bugün için mecburiyettir. Dünya piyasasında 4 tane çok uluslu şirket tohum pazarını yönetiyor ve onlar ne derse oluyor. Çiftçi bu ortamda ölmeyecek kadar yaşatılıyor. Yoksa tohumu kime satacaklar? Türkiye’de hastalık ve zararlılara dayanıklı tohumluk temin etmek, yerli çeşitleri koruyup geliştirmek gerekir. Bunu için ziraat mühendisliğine önem vermek ve AR-GE için kaynak ayırmak yeterlidir. Çokuluslu şirketlerin boyunduruğundan kurtulmak için bağımsız tarım modeli diyorum.”

Yarın: Amerika’dan gelen akademisyen Anadolu’da yerli çeşitleri araştırdı…

Reklamlar

One Trackback to “Tohumculuk Kanunu çiftçiyi çok uluslu şirketlere bağımlı kılıyor/ Yazı Dizisi 4”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: