‘İTÜ’nün av müzesine alet olmaması gerekir’

EMİR KAHRAMAN

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Ayaağa kampüsünde yükselen Ufuk Güldemir Yaban Hayatı Müzesi’ne üniversiteden de tepki var.

Gazeteci Ufuk Güldemir’in ismini taşıyan, Ayazağa yerleşkesinde açılacak olan yaban hayatı müzesi, İTÜ öğrencileri, bilim insanları ve hayvan hakları savunucuları tarafından tepki görüyor. Konunun uzmanı olan bir öğretim üyesi HaberVs’ye, üniversitenin böyle bir projeye alet olmaması gerektiğini dile getiriyor.

İTÜ’de bir yaban hayatı müzesinin kurulması fikri, Ufuk Güldemir’in 2007’de ölümünün ardından gündeme geldi. Güldemir, Afrika’dan Kuzey Kutbu’na avladığı hayvanlara ait doldurulmuş hayvan (tahnit) koleksiyonunun, bir yaban hayatı müzesine bağışlanmasını istiyordu. Ölümünden sonra kurulan Ufuk Güldemir Gazetecilik, Eğitim, Kültür ve Doğa Vakfı, Ayazağa yerleşkesinde gazetecinin ismini taşıyan bir yaban hayatı müzesinin kurulması için İTÜ yönetimi ile Mayıs 2008’de bir protokol imzaladı. Vakfın, sadece inşaatı için 3 milyon 324 bin TL bağış topladığı müzenin temeli Haziran 2010’da atıldı. İnşaatın Temmuz ayına tamamlanması planlanıyor.

HAYTAP: Bu bina için çok cana kıyıldı

9 Mayıs’ta İTÜ Ayazağa yerleşkesi önünde “Av vahşet, müzesi cinayettir” ve “Keskin nişancının kör dövüşü” yazılı pankartlarla protestoda bulunan Hayvan Hakları Federayonu (HAYTAP) üyeleri, ölü hayvanların sergilendiği bu müze yerine hayvanlar için bir rehabilitasyon merkezi kurulabileceğini savunuyor.

HAYTAP Basın Sözcüsü Şule Baylan, federasyonun tepkisini, şöyle dile getirdi: “Bu bina için çok cana kıyılmıştır; [inşaatı için kesilen] ağaçlar ve belki yüzlerce hayvan. Aldığı canların bedelini, bu saatten sonra ancak can kurtararak ödemelidir. İTÜ Rektörlüğü ve Ufuk Güldemir Vakfı’ndan müjdeli haber duymak için sabırsızlanıyoruz.”  

Öğrenciler: Bilimle ve mühendislikle ilgisi yok

HAYTAP Av Gerçeği ve Yaban Hayat Grubu Sözcüsü Ege Sakin ise HaberVs’ye, İTÜ Rektörlüğü’ne yazılı başvuru yaptıklarını fakat cevap alamadıklarını ayrıca Kültür Bakanlığı’na da böyle bir vahşet müzesine nasıl izin verildiğini sorduklarını belirtiyor. “İTÜ nasıl izin verdi hâlâ kafamız almıyor” diyen Sakin, “Bu müzede öldürülmüş hayvanları sergileyip çocuklara, ‘bakın nasıl vurduk mu diyecekler’” sorusunu yöneltiyor.

Ayazağa yerleşkesinde öğrenim gören bir öğrenci, bina yükselene kadar ne olduğunu bilmediklerini, üniversitenin bilimle, İTÜ’nün uzmanlık alanı olan mühendislikle ilgisi olamayan müzeye yer açılmasının ve bunun için ağaç kesilmesinin kabullenilemez olduğunu dile getiriyor.

‘Gövdesi olmayan hayvanlar çocuklara nasıl anlatılacak’

HaberVs’nin görüşüne başvurduğu ve konunun uzmanı olan bir öğretim üyesi ise asıl kıyametin, açılıştan sonra kopacağını düşünüyor: “Hayvanseverler orada sergilenecek hayvanların ne şekilde olduğunu bilmiyor. Hiçbirinin gövdesi yok. Kafaları sergilenecek. Ayrıca, gövdesi olmayan hayvanlar çocuklara nasıl anlatılacak? Bu onların psikolojisini nasıl etkileyecek?” Öğretim üyesi, İTÜ gibi bir kurumun böyle bir projeye alet olmaması gerektiğini düşünüyor.

İTÜ: üniversitemiz yıpratılmaya çalışılıyor

HaberVs muhabirinin ulaştığı İTÜ Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin yorum yapmaktan kaçınıyor. Şahin, sadece 2010 tarihinde yapılan basın toplantısında konuşulanlara bakılması gerektiğini söylüyor.

İTÜ Basın ve Halkla İlişkiler Bürosu da eleştirilerin art niyet taşıdığını söylüyor: “Müzenin temelinin 2010’da atıldı ve o tarihten beri ara ara gündeme getirilerek üniversitemiz yıpratılmaya çalışılıyor. Bu işin arkasında başka nedenler var.”

Gerek rektör, gerek basın bürosu bu nedenlerin ne olduğu konusunda bilgi vermiyor.

Güldemir Vakfı: Amacımız, çocuklara yaban hayatını sevdirmek

Ufuk Güldemir Vakfı Başkan Yardımcısı Melih Meriç ise bu tarz müzelerin dünyada birçok örneği olduğunu ve bunlardan 53 tanesinin saygın üniversite, akademi, enstitülerde bulunduğunu belirtiyor. Vakfın, 100’den fazla yaban hayat müzesini incelediğini söyleyen Meriç, “Müzenin kurulma amacı öğrencilerin çalışmalarına fayda sağlamak ve çocuklara yaban hayatı sevdirmek. İnşaat bağışlarla karşılandı. İTÜ bütçesinden her hangi bir kaynak kullanmadık” dedi. Meriç protestolarla ilgili yorum yapmadı.

‘Avı eleştirenlerle aynı Tarılar’ı paylaşmıyorum’

Yaptığı avlar üzerine zaman zaman kendisi de yazan Ufuk Güldemir’in bu hobisi, 8 Ekim 2006 tarihinde Hürriyet’ten Ayşe Arman’a verdiği röportajla bir kez daha gündeme gelmişti. Kanser olduğunu bu röportajdan dört ay önce öğrenen Güldemir, hastalığı ve ölüm fikrini nasıl karşıladığını anlatmasının yanı sıra av merakı nedeniyle kendini eleştiren gazetecilere de cevap veriyordu: “Eleştirenler, bakıyorum marjinal insanlar. Biri mesela müptela. Diğeri loser. (…) Benim ciddiye aldığım hiç kimse, avcılık tutkumu eleştirmiyor.” Arman’ın “neden avlandığı” sorusunu ise şöyle cevaplıyordu: “Ben av yaparken nedenlerini niçinlerini fazla düşünmüyorum ki. Onu eleştirenlerle aynı değerleri, inançları ve Tanrılar’ı paylaşmıyorum. (…) Benim hayatımı, onlar dizayn edemez…”

Güldemir’in cevap verdiği gazetecilerinden Metin Münir, 17 Eylül 2006 tarihli “Geyik avcısı” başlıklı yazısında “Avlanmakla öldürmek ayrı şeyler” diyen Güldemir için şunu yazıyordu: “Gene de sana iyilikler dilerim, Ufuk. Bir kuşun kanadından düşen tüyün bile farkında olan Tanrı, dilerim, ayıya ve gazele göstermediğin merhameti sana gösterir.”

Güldemir, Arman röportajının ertesi günü (9 Ekim 2006) Can Dündar’ın Milliyet’teki “Avcı” başlıklı yazısına ise daha sert tepki vermişti.

Dündar Güldemir için “Avcılığını ‘marjinal insanlar’ın eleştirdiğini söylüyor: ‘Biri müptela, öbürünü genel yayın müdürlüğüm sırasında işten atmışım…’ Ben bu listeden değilim. Müptela sayılmam. Ufuk’un işten attıklarından değil, işe aldıklarından biriyim. Milliyet’teki ilk sütunuma onun davetiyle kavuşmuştum. Yine de avcılığı, ona yakıştıramamışımdır. Tıpkı hastalığı yakıştıramadığım gibi…” yazmış ve avcı olan Hemingway’den yaptığı alıntılardan sonra yazısını “Hemingway, kendisine acı veren yüreğine sıkmıştı kurşunu… Ufuk, eminim kanserine sıkacak ve ayakta kalacak. Belki de onun ‘son avı’, zihninde yaraladığı dünyevi hırslar olacak” diye bitirmişti.

Güldemir 10 Ekim 2006’da Dündar ve Münir’e hitaben şu cevabı vermişti: “Ayşe Arman’ın sorularını yanıtlarken, avcılık tutkumu eleştirenlerin asıl derdinin ‘avcı ben’ değil, ‘gazeteci ben’ olduğuna atıfla, meslek hayatımın bir noktasında o eleştirenlerle mutlaka bir noktada çatışmış olabileceğimi, ayaklarına basmış olabileceğimi ya da müptela veya loser olabileceklerini anlatırken, bir kategoriyi atlamışım: İyilik yaptıklarımı… En tehlikeli kategori meğerse buymuş. Şimdi bakıyorum da canımı en çok yakan saldırıları bunlar yapıyor. Mesela Metin Münir ile Can Dündar bu kategoriye giriyor.” 

Yazısının sonunda, onu kendisinden ayıran “Tanrı’dan”, Dündar’la karşılaşmayı dilediğini yazıyor ve Dündar’a “puşt iksiri” içireceğini söyleyerek döveceğini ima ediyordu.

Güldemir’i üzdüğünü düşünen Dündar, daha sonra bir başka yazıyla kendisinden özür diledi.

Ufuk Güldemir (51) 10 Haziran 2007’de öldü. (Haber Vs)

Etiketler: ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: